1.50
1.93
60,981

Hasan Cemal'in Kuzey Irak notları

Hasan Cemal'in Kuzey Irak notları

PKK’nın bir numarası Murat Karayılan, ‘Öncelik silahların susmasıdır, kimse kimseye saldırmasın. Bu işi kendi aramızda konuşmaya başlayalım önce... Silahla değil, diyalogla işe başlayalım’ diye konuşuyor


5 Mayıs 2009 12:24
font boyutu küçülsün büyüsün


Karayılan: Barış umudumuz var- Kuzey Irak Notları

PKK’nın bir numarası Murat Karayılan, ‘Öncelik silahların susmasıdır, kimse kimseye saldırmasın. Bu işi kendi aramızda konuşmaya başlayalım önce... Silahla değil, diyalogla işe başlayalım’ diye konuşuyor
Diyalog için gerekirse akil adamlardan oluşan bir mekanizma öneren Karayılan, ‘Önemli bir eşikteyiz! 1993’te de barış fırsatı vardı, kaçtı. Bu defa da kaçmasın. Artık kan dökülsün istemiyoruz” dedi

KANDİL DAĞI, Kuzey Irak

PKK uzun yıllardır Kandil Dağı’ndan yönetiliyor. “Önderlik makamı İmralı’dır” diyorlar, ama bugün PKK’nın bir numarası Kandil’de, dağda yaşayan Murat Karayılan.
Geçen cumartesi günü Kandil Dağı’nın eteklerindeki iki odalı ve basık tavanlı kerpiçten bir köy evinde Murat Karayılan’la dört saat konuştum.
Bulunduğumuz yer bir PKK üssü değildi ama onların deyişiyle ‘PKK bölgesi’ydi. Zaten böyle olduğu, dağların ve harikulade manzaraların arasından buluşma noktamıza doğru gelirken, etrafta gördüğümüz kadınlı erkekli, omuzları silahlı PKK’lılardan anlaşılıyordu.
Murat Karayılan, PKK’nın beş kişilik Başkanlık Konseyi’nden iki başkan yardımcısıyla birlikte gelmişti.
Bozan Tekin Şanlıurfa Bozovalıydı.
1980 ile 2000 arasında 20 yıl hapis yattıktan sonra dağa çıkmıştı.
Öteki Başkan Yardımcısı, gerçek adı Nuriye Kesbir olan Sozdar Avesta’ydı. Hollanda’da yaşarken yargılanmış, Türkiye’ye iadesi gündemdeyken kaçmış, Kandil’e, dağa çıkmıştı.
Murat Karayılan’ın yanındaki üçüncü kişi Ahmet Deniz, PKK’nın medya ve sivil kuruluşlarla ilişkilerinden sorumluydu.

6 saatlik yolculuk
Kandil yolculuğumuz cumartesi sabahı saat 6’da Erbil’den başladı. Üç araba değiştirdik. Kandil’deki köy evine vardığımızda saat 12’ydi.
Önce Azad’ın kullandığı kendi taksimizle, İran sınırına yakın Renya’ya geldik. Yanımda, bu coğrafyada, Güneydoğu’da yıllardır kim bilir kaç kez birlikte dolaştığım gazetemizin Ankara bürosundan Namık Durukan vardı.
Renya’da araç değiştirdik.
Dağlara vurduk.
Heyecan başladı.
Olayın kendi gerilimi...
Aynı zamanda nefes kesen doğa güzellikleriyle, kaya diplerinden fışkıran turuncu renkli ters laleler, kıpkırmızı gelincikler, ceviz ağaçları, nar ağaçlarıyla... Ve dipsiz kuyu gibi uçurumlarıyla bir yolculuk..
Japon yapımı kaçakçı cipiyle bir tarafı uçuruma açılan daracık, taşlı toprak yollardan dağa tırmanırken, dağdan inerken öyle anlar oldu ki yüreğim ağzıma geldi.
Tıpkı 1994’te, yine Kandil’de, İran sınırına bitişik Zeli kampına sığınmış PKK’lılarla görüşmek için fırtınalı, berbat bir sonbahar günü yaptığım seyahatta, veyahut 1993 yılı nisan ayında Lübnan’ın Bekaa Vadisi’nde, Suriye kontrolündeki Bar İliyas kasabasında Abdullah Öcalan’la geçirdiğim 24 saatte olduğu gibi...
Öyledir, bazen adrenalin yüklemesine ihtiyaç duyar gazeteci milleti...
Fotoğraf çekmek yasak!
Kayalıkların arasından gürül gürül akan suları aracımızla iki kez geçtik.
Silahlı PKK’lılar durduruyor.
Araç değiştirdikten sonra yine yola koyuluyoruz. Bu kez bir köy evinin önünde ihtiyaç molası. Cep telefonlarımızı kapatıp evde bıraktık, sonra yeniden yola devam...
Altı saat geçiyor.
Cumartesi günü saat 12’de Murat Karayılan bizi köy evinin önünde karşılıyor.
Karayılan, “PKK kırsalına galiba bu ilk gelişiniz” dedi. Zeli’yi, Bekaa’da Öcalan’la görüşmemi saymazsak öyleydi.
Hakkâri tarafını, Yüksekova’yı ilk gördüğümde de, barış gelse bu coğrafya tek başına turizm geliriyle kalkınır diye düşünmüştüm.
Şöyle dedim Murat Karayılan’a:
“Gazeteci kimliğimle buradayım. Türkiye’den herhangi bir yerden, herhangi bir mesaj vesaire getirmiyorum. Aklınıza böyle bir şey gelmesin. Bir gazeteci olarak PKK yönetiminin ne düşündüğünü öğrenmeye geldim.”
Şunu da ekledim:
“Bu görüşme lütfen kamerayla da kaydedilmesin. Biz gazeteci milleti haber konusu olmak yerine, haber yaparız.”
Karayılan:
“Sadece arşivimiz için beş on dakikalık görüntülü kayıt yapacağız.”
Onlar kendi teyplerini, Namık bizim teybimizi muşamba kaplı masanın üstüne koyup sohbeti başlattık.
Murat Karayılan’ın ilk sözü:
“Propaganda amacımız yoktur. Bir barış umudumuz vardır. Bu nedenle görüşmeye karar verdik sizinle...”

Olumlu mesajlar
Karayılan olumlu mesajlar verdi.
Negatif değil pozitif konuştu.
“Öncelik, silahların susmasıdır, kimse kimseye saldırmasın” dedi. Diyalog için somut bir mekanizma önerirken şöyle dedi:
“Önemli bir eşikteyiz!” 1993’te de, o tarihte ilan edilen ateşkesle de ‘büyük bir barış fırsatı’ ele geçirildiğini belirtti. Ancak ‘siyasal irade boşluğu‘ olduğu için ve sorun zamanın hükümeti tarafından tümüyle askere havale edildiği için, bu fırsatın heba edildiğini söyledikten sonra şöyle dedi:
“Barış fırsatı bu defa kaçmasın.”
Ekledi:
“Artık kan dökülsün istemiyoruz. Çünkü yıllar geçer yine aynı noktaya geliriz. Kan kaybeder Türkiye. Askeri yöntemlerle PKK bitirilemez; 25 yıl denendi bu ama olmadı.”
Ateşkesin 1 Haziran sonrasında, yine tek taraflı olarak uzayıp uzamayacağı konusunda herhangi bir şey söylemeyen Karayılan şöyle dedi:
“Öncelik, silahların susmasıdır.”
“Yani silah bırakma değil mi?”
Karayılan:
“Silah bırakma sonraki aşama... Önce silahların susması gerekiyor. Kimse kimseye saldırmasın. Bu işi kendi aramızda konuşmaya başlayalım önce... Silahla değil, diyalogla işe başlayalım, biz bize konuşalım.”
Araya giriyorum:
“Nasıl olacak bu? Bir yanda devlet, bir yanda PKK mı? Bu olacak iş mi?”

Akil adamlar mekanizması
Karayılan’ın mekanizması şöyle:
“İlk adımda silahlar susacak... Sonra diyalog başlayacak... Diyalog yeri İmralı’dır... Kabul edilmiyorsa, diyalog yeri biziz... Bizi de kabul etmiyorsa, siyasal olarak seçilmiş iradedir, (burada DTP’nin adını zikretmiyor, ama ben belirtince başıyla onaylıyor, HC)... Bu da olmuyorsa, o zaman ortak bir komisyon kurulur bir yerde, akil adamlar bir araya gelir. Örneğin İlter Türkmen, (eski Dışişleri Bakanı ve Büyükelçi) gibi, sizin gibi insanlar toplanır, böyle bir mekanizma harekete geçer, çalışmaya başlar... Böyle bir mekanizma muhatap alınır diyalog için devlet tarafından...”
Ekliyor Murat Karayılan:
“Neden olmasın, niçin böyle bir mekanizma oluşturulmasın ki?..”
Neden oluşturulmasın diye sorunca, Karayılan da soruyor:
“Siyasi irade mi yok?.. Boşluk siyasal alanda mı? Akla takılıyor, 2005’teki Başbakan nerede diye...”
PKK’nın bir numarası Murat Karayılan’la dört saatlik Kandil Dağı görüşmesinin ikinci bölümü ve Kuzey Irak notlarının beşincisi yarına...

‘10 askerin şehit olmasından biz de üzgünüz’
Şunu sordum Karayılan’a:
“Tek taraflı ateşkes, eylemsizlik dediniz, bunu 1 Haziran’a kadar uzattığınızı açıkladınız. Peki bu arada Diyarbakır ve Hakkâri’de 10 askerin şehit olmasına yol açan son PKK saldırıları neydi?”
İlk tepkisi şu oldu:
“Bundan biz de üzgünüz.”
Şöyle devam etti Karayılan:
“Merkezden planlı bir şey değildi bu. Yerel düzeyde, sahada kendi inisiyatifleriyle alınmış bir karardı. Askerin araziye çıktığını görüyor, bir operasyonla üzerine gelindiği hissiyatına kapılıyor ve kendini korumak için tedbir alıyor, mayın döşüyor. Biz de üzgünüz.”


milliyet













Yorum ekleYorum ekle


Yorumlar (1)
  • suphi görkemli / 14 Mayıs 2009 17:16

    karayılan

    Musa Düşü Gören Karayılan


    Musa düşü gören bir Firavun tedirginliğinde... Ve kendini İslam’ın önünde büyük engel gören, “biz olmazsak gericiler bölgede hâkim olur” diyen zihniyet. Firavunun gördüğü düşleri halen görmekteler elhamdülillah. “Kürtler, İslamiyet'i kabul ettikleri gün kaybetti. Kürtlerin asıl dini Zerdüştlük” diyen zihniyette, aynı zihniyetti.
    12/05/2009 - 10:34

    Göklerin, yerin ve tüm kâinatın sahibi, kendisinden başka tapılacak, kanunlarına uyulacak ilahlar olmayan tek ilaha, şanı yüce Rabbimize, Zatına ve Azametine layık övgüler şükürler olsun.
    İnsanlara şirkten Tevhide, karanlıklardan aydınlığa, haksızlıktan adalete, tutsaklıktan özgürlüğe ve şanı yüce Allah’a giden yolda rehber olan efendimiz Muhammed (SAV)’e, temiz ailesine, seçkin sahabelerine ve kıyamete dek onları takip edecek Salihlere, Âlimlere, Şehitlere ve tüm Müslümanlara selam olsun.

    Musa düşü gören bir Firavun tedirginliğinde... Ve kendini İslam’ın önünde büyük engel gören, “biz olmazsak gericiler bölgede hâkim olur” diyen zihniyet. Firavunun gördüğü düşleri halen görmekteler elhamdülillah. “Kürtler, İslamiyet'i kabul ettikleri gün kaybetti. Kürtlerin asıl dini Zerdüştlük” diyen zihniyette, aynı zihniyetti. Kurulduğu günden beri bölgede, kendisi ile aynı düşünceye Marksist ve Leninist düşünceye ve yapıya sahip olsalar dahi, kendisinden başka kimsenin çalışmasına izin vermeyen PKK, Müslümanların gerek şehirlerde, gerek köylerdeki çok hızlı bir şekilde büyüyen okul ve camilerdeki İslami faaliyetlerini engellemek için ellerindeki basın ve örgüt mensupları aracılığıyla, yalan ve iftiraya dayalı çok çirkin bir şekilde, propaganda ve psikolojik savaş kampanyalarını başlatarak, engellemek istediği Müslüman Kürt halkı bunu çok iyi biliyor. O günlerde kontra yakıştırması yapanlar, tutmadığını Ergenekon pisliğiyle anlamış olmalılar ki şimdide “İrancı” yakıştırmasıyla yine başa dönüyor iftiralar. Aslında o dönemler JİTEM’le başları dertteydi. Şimdi ise İran’la, yani başlarına gökten bir taş düşse Müslümanlardan bilip, Müslümanları hedef gösteriyorlardı, şimdilerde olduğu gibi.
    Geçmişten bir türlü ders çıkaramayan, çıkarsa da meseleleri kavramayan, ferasetsiz, basiretsiz mülhit örgüt, o zamanlarda zafer sarhoşluğu ile yapılan uyarılara kulak asmayıp, Müslümanlara fiili saldırılara devam ederek bildiğini okumaya devam etti. Haliyle Cemaat’te nefsi müdafaa yaparak, onların saldırılarına karşılık vermek zorunda kaldı. Çıkan bu çatışmanın bedelini mülhit örgüt, çok ağır mal ve can kaybına uğradı. Ancak bu çatışmanın zararı, sadece kendisiyle sınırlı kalmadı. Aynı şekilde cemaat ve bölgedeki Müslüman Kürt halkı da zarar gördü. Artık eylem yapamaz ve hareket edemez hale gelmiş. Hizbullah’a savaş açmakla kafasını nasıl bir taşa vurduğunu fark edince çatışmaların durması ve ateşkesin olması için de arayışlara başladı.

    Bu isteklerini, ellerindeki basın yolu ile ve ulaşabildikleri müteddeyin insanlar vasıtasıyla, gerici dediklerine haber ulaştırdı. Meydanlara, davul zurnayla çıkıp barıştık mesajları vermiş ve böylece Cemaat’te eylemlerin dozunu düşürdü. Bu durumu kendi lehine çok iyi kullanan TC, olayların tekrar başlaması için her iki tarafa karşı eylemler yapmaya başladı. Ve Müslüman Kürt halkı, mülhit örgütün sayesinde tekrar zulme, sorgusuz infazlara, asit kuyularına, faili meçhullere reva görüldü. Mazlum halkların ve kardeşlerimin tercümanı olarak, ormanlar kalem ve kâğıt olsa, yetmeyecek çekilen acılarımızı anlatmaya.


    Müslüman’ın kanını dökmeyi, kendi çıkarı için kullanacak kadar esfele safiline inenlerin örnekleri çoktur. Allah'ın hudutlarını iptal edip, onun yerine kendi ırkçılık sınırlarını çizen bu zihniyetin örneklerini, Susa’da da yaşadık. Anlına kara bir leke süren bu zihniyetin, hastalığının her yerde kanlı örneklerine rastlamaktayız. Çoğunlukla zihinlerde ve toplumsal tavırlarda varlığını sürdürdüğüne maalesef tanık olmaktayız. Her mücadelenin kendine göre izzeti, şerefi vardır. Şeref, limansız bir adadır. Orayı terk eden bir daha dönemez derler, sanırım o ada terk edilmiş. Çünkü İslam’a muhalif her davranışlarında, kara leke gibi sırıtacaktır. Karayılan’ın açıklamasından da anlaşılıyor ki örgüt, devletle barışmanın yollarını ararken, bölgedeki Müslümanları Kemalist laiklere ihbar etmekten de geri durmuyor. İslami çalışmaları engellemekte, tabanını Müslümanlara karşı tahrik etmekte, benim yanımda yer almayan her kes düşmanımdır anlayışını sergilemektedir. “Yani düşmanımın düşmanı, benimde düşmanımdır” anlayışı halen devam etmekte.

    Zalim guruplar, çıkarlarının tehlikeye düşmemesi için sahte dinler, sahte ekoller oluşturmuş ve bu gerçek dışı felsefe ekollerini finansman edip halklara sunmuşlardır. Ki meydanları boş bulup, istedikleri gibi cirit atabilsinler. Karşılarında İbrahim gibi kıyamcı, Musa gibi çabacı ve Hüseyin’ler gibi direnişçiler görmek istemediklerindendir. Öyle kolay değil. Bilal'in üzerindeki taşlar kadar ağır, Yasir'i geren ip kadar kuvvetli, yerde topladığı lastik parçalarını yiyerek açlığını gidermeye çalışan sahabeler kadar teslimiyet gerek.


    Tarih boyunca, hakkın çizgisinde insanlara hizmeti hedefleyen fert ve hareketler sürekli mülhitlerin engeliyle karşılaşmıştır. Aynı sürecin tekrar edildiği bugünün mülhitleri, bu iman ve özgürlük nurunu söndürmeye çalışmaktadırlar. İftira, fitne, fesat, yalan ve çirkin saldırılara rağmen, ilahi kaynaktan beslenen, kökleri derinlerde, dalları yeryüzüne yayılan bu ilahi nur varlığını sürdürecektir. Ortaya çıkan her engel ve karşılaşılan her sıkıntı, dayanakları sadece Allah Teala olan gençlerin imanlarının artmasına, dava ve düşüncelerine daha sağlam yapışmalarına ve daha emin adımlarla yürümelerine yardımcı olacaktır.



    Düşman ne kadar kötü, zalim ve gaddar olursa olsun, ümitsizliğe düşmemek lâzımdır. İslâm düşmanları, her zaman küfürlerinin gereğini yapmışlar ve yapacaklardır. Zaten onlardan bu beklenir. Kur’an, inanan insanlara hiç bir zaman ümitsizliğe düşmemeyi emretmektedir. Bununla beraber, zalimlerin zulmü ne kadar şiddetli, maddi güçleri ne kadar çok ve kuvvetli olursa olsun, Allah'ın gücü ve kuvveti onların güç ve kuvvetinden üstündür. Bir an gelir, Allah onlara Ebu Leheb'e verdiği gibi gereken cezayı verir; onları dünya ve Ahiret’te perişan eder. Onun için, üzülmeye ve sıkılmaya gerek yoktur. Allah, zalimlere zulümlerinin cezasını verecektir, onlara cehennemde yer mi yok? Mazlumlara da, haklarını elbette verecektir. Bakın bakalım, hangileri hürmete değer İbrahim’mi, Nemrut mu? Musa’mı, Firavun mu? Muhammed’mi, Ebu Leheb mi? İki eli kuruyasıca zaten kurudu da…

    Bu güne kadar birçok sınamadan ve imtihandan geçerek, sıratı müstakim üzerinde var olan ve bölge Müslümanlarının ümidi haline gelen Müslümanların tavırları takdire şayandır. Çünkü hem psikolojik, hem çatışma ortamlarında sabretmek ve berraklığını, şeffaflığını koruyarak direnebilmek, strateji belirleyebilmek çok zordur. Rabbim, bu Mustazaf ve mazlum harekete, Müslüman halkımıza yardım etsin. Basiret ve feraset versin. Kuvvetle ümit ediyoruz ki Mustazaflar Allahın’da inayetiyle bu girdabı aşarak, halisane yoluna devam edecektir. Selam ve Dua ile.
    Zillet bizden uzaktır.

    Ebuzer Çetin. hürseda