2.21
2.75
0.00

Süleymaniye'nin hayranlık uyandıran ihtişamı

Süleymaniye'nin hayranlık uyandıran ihtişamı

İhtişamlı bir devre haşmetli eserlerle mühür basan Mimar Sinan'ın ustalığı, kalfalık dönemi eseri olan Süleymaniye Camii'nde uyguladığı mimari inceliklerle de hayranlık uyandırıyor


14 Ağustos 2007 10:52
font boyutu küçülsün büyüsün


Kanuni tarafından Mimar Sinan’a yaptırılan Süleymaniye Camii ihtişamıyla hayranlık uyandırıyor

İhtişamlı bir devre haşmetli eserlerle mühür basan Mimar Sinan'ın ustalığı, kalfalık dönemi eseri olan Süleymaniye Camii'nde uyguladığı mimari inceliklerle de hayranlık uyandırıyor

Süleymaniye Camii'nin az bilinen mimari inceliklerine ilişkin bilgi veren cami imamı Mehmet Sevinç, Kanuni Sultan Süleyman tarafından 1550 yılında Mimar Sinan'a yaptırılan caminin külliyesi ile birlikte 1557 yılında tamamlandığını ve mimarisinde sergilenen ihtişamın Osmanlı İmparatorluğu'nun yükseliş dönemindeki ihtişamla örtüştüğünü belirtti.

Mimar Sinan'ın, camide verilen vaazın duyulması için akustik sistemi üzerinde çalıştığını, sesin bir noktadan çıkarak caminin her köşesine eşit şekilde dağılması için çaba gösterdiğini anlatan Sevinç, usta mimarın, bu amaçla Anadolu'da kullanılan turşu küplerinden içi boş 65 tanesini ağızları aşağıya bakar vaziyette ana kubbenin etrafındaki duvarlara yerleştirdiğini ve küplerin aralarını da yumurtanın akıyla sıvadığını söyledi.

Sevinç, bir rivayete göre Mimar Sinan'ın, akustiğin temini için camide nargile içtiğini, durum Kanuni Sultan Süleyman'a şikayet edilince padişahın hışımla gelip baktığını ve Mimar Sinan'a bunun sebebini sorduğunu, Sinan'ın da ''Sultanım bakınız bunun içerisinde tömbeki yoktur, sadece su vardır. Bu, çektiğim zaman fokurdayan suyun sesinin kubbeye nasıl ulaştığı ve caminin her noktasına eşit vaziyette nasıl dağıldığını temin için yaptığım bir çalışmadır'' diyerek çalışmasıyla ilgili bilgi verdiğini anlattı.

 Süleymaniye Camii'nin diğer bir özelliğinin de Mimar Sinan'ın ilk olarak buraya is odası yapması olduğunu kaydeden Sevinç, yapıldığı dönemde elektrik olmadığı için caminin 275 adet kandil ve bunlara ek olarak mihrabın 2 yanına yerleştirilen dev mumlar ile aydınlatıldığını söyledi.

Mimar Sinan'ın yanan mumlardan çıkan isin camiye zarar vermemesi için orta kapının üstünde bir oda tasarladığını anlatan Sevinç, kandillerden çıkan isin meydana gelen akımla mihrabın aksi yönüne hareket ederek kapının üstünde dışarıya açılan 4 adet küçük pencereden is odasına çekildiğini ifade etti.

Sinan'ın, hava akımının is odası yönüne doğru olmasını sağlamak için camiyi is odası merkezli yaptığını anlatan Sevinç, bu odada biriken isle de mürekkep elde edildiğini kaydederek, ''Bu mürekkeple de o günün siyasi, idari, dini bütün fermanları yazılıyor. Sebebi ise bütün bu el yazması eserler gibi önemli belgelerde bu mürekkep kullanıldığı zaman herhangi bir akıcı maddenin dökülmesiyle yazılar kaybolmuyor. Kaybolması için illa ki o kağıdın tahrip olması gerekiyor'' dedi.

Bunlara ek olarak is odasından caminin içine açılan 2 adet menfez bulunduğunu kaydeden Sevinç, bu menfezlerden bakıldığında birinden sadece cami içindeki ''Allah'' levhasının, diğerinden de ''Muhammed'' yazılı levhanın görüldüğünü belirtti.

Bu durumun da yine ince bir hesapla ayarlandığı ifade eden Sevinç, ''Ecdadımız her şeyi gelişigüzel değil, ince hesaplara dayalı olarak yapmış. Çoğu zaman biz bunları incelemekten değil, seyretmekten bile aciz kalıyoruz'' diye konuştu.

Kubbeyi taşıyan Fil ayakları

Süleymaniye Camii'nin 53 metre yüksekliğinde, 26,5 metre çapındaki merkezi kubbesini taşıyan fil ayaklarından 2'sinin Mısır veya şu anda Lübnan sınırları içinde kalan Baalbek'ten, 2'sinin ise Afyonkarahisar'ın İscehisar ilçesinden getirildiğinin rivayet edildiğini söyleyen. Sevinç, Osmanlı döneminde bu fil ayaklarında kürsülerin olduğunu, ilim adamlarının buradan halka tefsir, İslam hukuku, hadis ve tasavvuf dersleri verdikleri anlattı.

Dev boyutlardaki yapının temizliği için günümüzde de caminin çeşitli yerlerine konulan siyah deve kuşu yumurtaları olduğu belirten Sevinç, camide çeşitli yerlere koyulan yaklaşık 60 adet deve kuşu yumurtası olduğunu, bu yumurtaların asılı olduğu yerde en üst noktalarda bile örümcek ağı olmadığını, günümüzde de kullanılan deve kuşu yumurtalarının belli aralıklarla Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yenileriyle değiştirildiğini kaydetti.

Sevinç, Süleymaniye Camii'nde görev yapmanın kendisi taşıdığı anlam sorulduğunda da ''Muhteşem bir devletin, muhteşem bir milletin, müstesna bir ümmetin ecdadının yaptırmış olduğu böyle bir camide görev yapmak bizim için hazzı, huzuru ifadesi mümkün olmayan bir mutluluktur. Tek dileğim ve duam şudur; Allah bulunduğumuz yerlere bizi layık etsin. Önemli olan bu'' dedi.

Kanuni’yi öfkelendiren hediyeler

Süleymaniye Camii'nin mimarisindeki bir diğer özellik de avlunun hemen solunda daha küçük boyutta olan ''Cevahir Minaresi''. Evliya Çelebi'den rivayetle caminin yapımının uzaması karşısında mali açıdan sıkıntı çekildiğini düşünen İran Şahı Tahmasb Han, Kanuni Sultan Süleyman'a inşaatın devamı için elmas ve değerli taşlar gönderdi. Kanunu Sultan Süleyman ise kendisini öfkelendiren bu hediyelere cevaben, caminin her taşının bu taşlardan çok daha değerli olduğunu söyleyerek taşları mimarbaşına verdi. Mimarbaşı Sinan da bu taşları, inşa ettiği cami minaresinin taşlarının içine yerleştirdi. Bu minare, bu değerli taşları içinde barındırdığı için ''Cevahir Minaresi'' diye biliniyor.

''Allah, göklerin ve yerin nurudur”

Mimar Sinan'ın ana kubbesinde ''Allah, göklerin ve yerin nurudur. Onun nurunun misali, içinde çerağ bulunan bir kandil gibidir; çerağ bir sırça içerisindedir; sırça, sanki incimsi bir yıldızdır ki, doğuya da, batıya da ait olmayan kutlu bir zeytin ağacından yakılır; (bu öyle bir ağaç ki) neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir. (Bu) Nur üstüne nurdur. Allah, kimi dilerse onu kendi nuruna yöneltir. Allah insanlar için örnekler verir. Allah, her şeyi bilendir'' mealindeki Nur Suresi'nin yer aldığı camide, bazı ayetlerin anlamları ile bağdaşan yerlere yerleştirildiği söyleniyor.

Süleymaniye Camii içindeki ölçülerin de ebcet hesabına göre hesapladığı ifade ediliyor. Cami içindeki mesafeler ölçüldüğünde, bütün mesafelerin ebcet hesabı ile ''Allah'' isminin katları olduğu, minare yüksekliği, kubbe çapı gibi bazı uzunluk ve açılar birbirine orantılandığında ''Pi'' sayısı ya da dünya ekseninin eğim açısı olan 23 gibi rakamları verdiği söyleniyor.

Prof. Dr. Doğan Kuban:

Süleymaniye çok boyutlu

 Sanat tarihi uzmanı Prof. Dr. Doğan Kuban, Süleymaniye Camisi'nin Osmanlı'nın en büyük padişahı Kanuni Sultan Süleyman'ın yaptırdığı 2 büyük camiden biri olduğunu anımsatarak, ''Süleymaniye Camisi, İstanbul'un da simgesel olarak en önemli yapısı. Bir kere çok büyük boyutlu. Etrafında koca bir külliye var. İstanbul'un bütün sosyal işleri ile ilgili binaları barındıran bir külliye. Tasarım olarak da çok güzel bir yapı. Bütün İstanbul silüetini hala etkileyen bir tasarımı var'' dedi. Mimar Sinan'ın burada bir is odası yaptığını ve orada isi topladığını söyleyen Kuban, caminin mimari planında özel açılar bulunduğunun iddia edilmesi ile ilgili olarak, ''O zaman yapıların statik hesapları diye birşey yoktu. Özel açılar varsa bu da Sinan'ın kendisine seçmiş olduğu oranlar olabilir. Ancak bunu bilmiyoruz'' diye konuştu. Tezyinat çalışmaları Ramazan’da başlayacak

 450 yıldır ayakta kalmayı başaran ve Mimar Sinan'ın deyimi ile ''Kıyamete kadar yıkılmayacak'' olan Süleymaniye Camisi'nde tezyinat çalışmalarına başlanacak. Camide çok ciddi olmayan hasarların onarılması, süslemelerin aslına uygun olarak yenilenmesi amacıyla yapılacak çalışmalar için 15 Ağustos Çarşamba günü ihale yapılacak. Çalışmaların da Ramazan ayı ile beraber başlaması planlanıyor. Çalışmaların, Ramazan ayında camide ibadeti engellememek için dışarıdan başlayacağı ifade ediliyor. Bu kapsamda öncelikle son cemaat mahallinde ve avluda eskiyen yerlerin onarılacağı, Ramazan sonrası ise ufak çaptaki tezyinat çalışmalarının daha çok ana kubbenin sıvasındaki çatlakların onarılması ile devam edeceği kaydediliyor.

Milli Gazete













Yorum ekleYorum ekle


Yorumlar


  Henüz yorum yapılmamış