2.14
2.96
0.00

Şule Yüksel Şenler 'gerçekleri' anlattı...

Şule Yüksel Şenler 'gerçekleri' anlattı...

Yaklaşık yarım asırdır süren bir mücadelenin adı Şule Yüksel Şenler… Modern bir ailede başörtüsü takmaya karar verince önce ailesi sonra çevresinin...


7 Şubat 2008 10:50
font boyutu küçülsün büyüsün


Muharrem Coşkun'un röportajı   muharice@vakit.com.tr

'Şulebaş', başörtüsü kompleksini yıktı

Hala dinç ve heyecanlı      

Yaklaşık yarım asırdır süren bir mücadelenin adı Şule Yüksel Şenler
Türkiye’de din görevlilerinin eşlerinin dahi saçlarının bir kısmı gözükecek
şekilde çene altı başörtüsü taktığı günlerde oluşturduğu yeni tarzla
milyonlarca kızı etkiledi. Modern bir ailede başörtüsü takmaya karar
verince önce ailesi sonra çevresinin psikolojik baskısına maruz kaldı.
Tesettüre girmekle kalmadı, hem yeni bir tarz, hem de tesettürü anlatacak
konferanslara başladı. Gittiği her yerde büyük coşkuyla karşılandı ve
kısa sürede genç kızlar ve kadınlar başlarını onun gibi kapatmaya başladılar.
Konuştuklarını bizzat yaşayınca etkisi de fazla oldu. Kısa sürede
“Şulebaş” denen bir örtünme tarzı oluştu. Gazetelerde yazdığı yazı
ve konuşmalarından dolayı hakkında onlarca dava açıldı. Bir yazısından dolayı
9 ay hapis yattı. Bazı kitapları filmlere aktarıldı.

Şule Yüksel Şenler, bugün 70 yaşına merdiven dayamış durumda.
Normalde demeç vermeme kararı almıştı. Ancak bir gazete, hakkında tam sayfa
yayınladığı kendisiyle ilgili yazsında bazı yalan yanlış bilgilere yer verice dayanamadı.
Şenler bu yanlışları düzeltmek için Vakit’i seçti ve Sohbet Vakti’ne konuştu.

Hemen belirteyim, Şule Yüksel Şenler, hala çok heyecanlı, hayat dolu ve en
önemlisi de 40 yıl önce yaşadığı olayları tarih ve saatiyle anlatacak kadar da aklı
sağlam.
Sözü daha fazla uzatmadan sizleri yarım asra ışık tutacak sohbetle baş
başa bırakmak istiyorum.



***************************************************************************************

Şule hanım, isterseniz sizi çok kızdıran ve bu söyleşiye bir anlamda
vesile olan sizin, “yalan yanlış” dediğiniz, bir gazetedeki iddialarla
başlayalım. Birkaç örnek verir misiniz? Hangi iddialar yanlıştı?

En başta benim abi baskısıyla örtündüğümü yazmışlar. Bu tamamen yanlış

“Ağabey baskısı” diyor. Ağabey baskısı değil ağabey tavsiyesi vardı. O zaman
risale
derslerine gittim. Orada da “örtünün” dediler. Ben “şimdi örtünemem, imanım
kuvvetlendikçe kendim örtünmek istiyorum” dedim. Zaten hoşuma gidiyordu.

Başka?

Mesela “aşık olduğu erkekle 4 yıl flört etti” yazmışlar. Asla böyle bir şey yok.

Hiç aşık oldunuz mu?         

Evet oldum. Çocukluk aşkı bunlar, on dört yaşındaydım. Ve hiç buluşmadım ve
hiç görüşmedim sadece mektupla platonik bir aşktı.

2 Evlilik geçirdiniz, evlendiğiniz kişiyle flört ettiniz mi?

Hayır etmedim.

Ve en önemlisi beni derinden yaralayan mesele, delirdiğimi iddia etmişler.
Çok şükür böyle bir şey yok. Ben bir ara geçici bir hafıza kaybı yaşadım,
bakın dikkatinizi çekerim geçici bir hafıza kaybı diyorum. 7 ay psikoterapi
gördüm,
böyle bir dönem geçirdim.

Yine Babası Hasan Tahsin ağır psikolojik hastaydı diyor, oysa psikolojik
hasta
değildi, yaşının verdiği şeyden erken bunama denilen bir durumu vardı.
Hafızasını kaybetmişti, bazen ara sıra geldiği oluyordu. 

Anneniz başörtülü müydü?

Annem aksine, başörtülü değildi, çok modern bir hanımdı şapkalı makyajlı.

Annenizin hiç fotoğrafı var mı?

Var ama veremem, çünkü kendisi bir müddet sonra tesettüre girdi.



***********************************************************************************

Peki anneniz neden örtündü?

Annem bizden etkilendi ve aynı şekilde o da Risale-i Nur derslerine devam etti.
Ben o sıralarda Adalet Partisi(AP) edebiyat ve gençlik kolları başkanıydım,
AP mitinglerine katıldığım falan da oldu annem de Bakırköy kadın kolları üyesiydi
yani orada idare heyetindeydi. Biz fikren Demokrat Parti(DP)’liydik.

Menderes’e hayrandık  bütün partiyle ilgiliydik çok değişik bir aile yapımız vardı
zaten.
Bütün siyasi olayları tartışırdık ve aramızda hamdolsun ciddi bir ayrılık çıkmazdı.



******************************************************************************************

ABİM NAMAZ KILIYOR DİYE BİZ BASKI YAPARDIK

Ama bu başörtüsü meselesinde ciddi bir ayrılık çıkmış?

E.. Aile modern bir hayat içinde yaşıyordu. Abim lise yıllarında Risale-i
Nur’la tanışıyor.
Tabii o zaman yasaktı risaleler. Baskınlar yapılıyordu, Kütüphaneler aranıyor,
kitaplar alınıyor ve gazetelerde bu olay “Nurcular basıldı” deniyordu.

Ağabeyiniz annenize ve size “başörtüsü takmalısınız” dedi mi?

Abim yalvararak söylerdi. “No’lur anneciğim, o mübarek saçlarını ört” der ve
telkinlerde bulunurdu.

Ama sizdeki dönüşüm müthiş olmuş..?

Tabiî ki onun vesilesiyle oldu, Risale-i Nur toplantılarına  o gönderdi.
Toplantılara katıldım ve ben devam ettikçe kendimde günden güne
değişiklikler gördüm. Hakikatleri dinlemezdik, yani “ağabey herkes
aya giderken biz yaya mı kalacağız” derdik. Böyle çıkışlarla ağabeyimi
rencide eder üzerdik. Böyle bir müddet geçti ve abim evi terk etti neticede.
Arkadaşlarıyla ev tuttular ve tahsili bıraktı. Ağabeyimin ayrılışından sonra,
bende büyük bir üzüntü oldu. Abim ayrılırken, “Allah size hidayet versin,
Allah size yardım etsin” deyip ağlaya ağlaya uzaklaştı. Ve o an bana
olanlar oldu, ruhumda bir deprem oldu ve bir uyanış. Ve bir müddet
sonra Kadın gazetesinde “Duyuşlar ve Gülüşler” sunuşunda bir
hafta kız kardeşim bir hafta ben olmak üzere görüşlerimizi
duyuşlarımızı belli eden köşe yazıları hazırlıyorduk.

Ağabeyimin içime tohum ettiği o fikirler yeşeriyor ve kalemime yansıyordu.

Kimse inanmıyordu bu fikirlerin açık başlı bir hanımdan çıktığına.

Bu arada sizin tahsiliniz neydi?

İlk okuldan sonra iki yıl orta okula devam ettim. Ama düşünün açık bir
aile ama babam  beni gündüzleri okula götürüyor çıkarken ise annem
gelip alıyordu. Yani bugünün ailelerinde görmediğimiz bir uygulamaydı bu.
Ben o kadar memnun olurdum ki bundan. Babam o sıralar yeni bir iş
almış ve annemde kalp hastasıydı ve annem o sıralarda kalp krizi geçirmiş
ve aylarca yatağa mahkum olmuştu. Çareyi beni okuldan almakta 
buldular ben yalvarıyorum “şununla giderim, bununla giderim” diye.
Ama annem, “asla seni böyle bir cemiyette okula göndermem” dedi.
Annemin hastalığı geçtikten sonrada tabi bir iki yıl geçti artık benim
yaşıtlarım bir üst sınıfta olacak dedim ve reddettim.



***************************************************************************************************************

ŞULEBAŞ İSMİNİ MEDYA TAKTI

Okumadınız ama gazetelerde yazmağa başladınız, dahası konferanslar
başlıyor.
Neden konferans verme kararı aldınız?

İnanılmaz bir direniş ve kuvvetle karşı koyabileceğim bir yola sürüklendiğimi hissettim.
Bunu anlatmalıydım tebliğ etmeliydim. Ve o dönemde ciddi anlamda kitap da yoktu.
Bir tek “İslam’da Kadın” kitabı vardı ben de konferanslarım için ondan faydalandım.
Kitapların çoğu dışardan özellikle Mısır’dan gelirdi.

Örtündünüz ama, farklı bir tarzla. Dahası Şulebaş stili çıktı ortaya…?

O zamanlar örtünen kişilere “Ayşeler, Fatmalar” deniyordu. Bu isimler
o kadar basite indirgenmişti ki,  hep hizmetçiler, kapıcı hanımları falan
örtünür anlayışı vardı.  Bu kompleks içerisindeki genç kızlar ve hanımlarımız
Ayşe ve Fatmalara benzemek istemiyordu. Genç kızlarımız, hanımlar bu
aşağılık kompleksinden kurtulsunlar istiyordum. Halkı Müslüman olan ülkede,
tesettür, bir annenin çocuğuna dokunulmaz bir tehlike, dokunulmaz bir mevzu
görünüyordu. Ben “buna dokunacağım” dedim. Bu aşağılık duygusundan
toplumu ben kurtarmalıyım. Aktifim gazeteciyim, ben bu mevzuyu en iyi
şekilde yapabilirim. Bugüne kadar hep dünyaya çalıştım bu günden sonra
dinim için çalışacağım” dedim. Doğruya, güzele ve dinimin gerekleri
neyse hiç çekinmeden  değinecektim. Dua ettim Rabbime;
“Allah’ım bana bahşet” dedim. Derken Rabbim kapıları açtıkça açtı.

İlk İslami yazımı Yeni İstiklal gazetesine münferit bir yazı olarak gönderdim.
Fakat Mehmet Şevket Eygi bey bunu görünce baş sayfada “İslam Kadınına
Hitap
başlığıyla manşet yapmış. Bir şey daha yapmış Şevket bey.
Üç tane çarşaflı Pakistanlı genç kızı kitapları koltuklarında üniversiteye
girerken birisi peçesini açmış kaldırmış diğerleri de arkasından giriyorlar
şeklinde gösteren resmi kullanmış. Pakistan’da çarşaflarıyla üniversiteye
giren genç kızlar olarak altına da yazısını koymuş. tabi bu benim yazıyla
bütünleşince bu resim çok derin manalar içeriyor. Bunun bu şekilde
görünmesi beni şaşırttı ama hayra da vesile oldu. Hemen Türk Kadınlar
Birliği malum işgüzarlığı ile dava açtı.

Ne davası oluyor bu?

“Kadını çarşafa sokmak için bir hamle” gerekçesiyle açmışlar.  Ama ikinci
celsede beratla neticelendi.

Başörtüsü modeli için Ermeni bir terziden model aldığınız da yazıldı
nedir bu mesele?

Dikiş kursu hocamız Ermeni kadındı. Yarısı Ermeni yarısı Türklerden oluşan
kursiyerlerle dokuz aylık bir kurs gördük. Ama benim başörtü modelimle hiç
alakası yok.

İŞE SAMSUN’DAN BAŞLADIM

Peki tasarım nereden aklınıza geldi?

O dönemde modern bir ailede yetiştiğim için sinemaya da giderdim. Bir aktör vardı.
Türban takardı. Hoşuma giderdi ama tabi önden açık, yarım bağlıydı.
Biz bunu boynu da kapatacak şekilde aldık. Saçı göstermeden yine 
boyun kapalı arkadan bağladık. Daha sonra buna “sıkma baş” dendi. İlk önce böyle oldu.

Sonra yoğun şekilde konferanslar başlıyor. İlk konferansınız nerede oldu?

İlk olarak 1967’de Samsun’dan başladım. İmam Hatip öğretmeni Ali Acar
bey arkadaşlarına, “hanımlarımızı tesettüre ikna edemiyoruz.
En azından gelsin de hanımlarımız bir genç hanımı görerek kompleksten kurtulurlar”
demiş.

Samsun’dan başlamanızın bir manası var mı?

Hayır.

 Ama bu benim ilk konferansım olmasına rağmen,  salon katılımcıları almamış,
sokaklar caddeler meydanlar dolmuştu.

Organizeyi kim yapıyordu?

Ben konferansa çıkmadım. Davet alıyordum.

Yani bugünün sıkma başını siz yapmışsınız?

Onların tabiriyle sıkma baş efendim.

Bundan sonra başlıyor ve buna “Şulebaş” deniyor dimi?  

Ama biz koymadık “Şulebaş”ı medya koyuyor. Öyle bir şey ki,
bu tarz hala devam ediyor.

Şimdi örtünüzü Şulebaş  şeklinde takmıyorsunuz. Neden?

Aşağı yukarı 40 yaşından sonra hep dua ettim  “Allah’ım bir daha
Şulebaşı getirme” diye.

Neden?

Ben bunu bir geçiş döneminde başörtüsünü sevdirmek için yaptım.
Tesettürü sevdirerek, kabullendirmek için yaptım. Gerçi daha sonra,  
büyük örtüler bol pardösüler yaygınlaştı ve bu çok güzeldi.

ŞİMDİ TESETTÜRÜN İÇİ BOŞALTILDI

Ama şimdi artık bol giyinen genç kıza rastlamak zor. Bugünkü tarzı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Çok kötü bir gidişat var. Peygamberimizin bir sözü var; “Çıplak giyinikler” diye.
Bugünkü kıyafetleri görünce aldığım yarayı anlatamıyorum. Duyduğum o acıyı
anlatamam.

O zaman belki pardösümüz o kadar uzun değildi çünkü o zaman katiyen bırakmazlardı.

Kim müdahale ediyordu?

Toplumdan soyutlanıyordunuz. Mesela bir kalın çorap dediğimiz çorapları ancak yaşlı
bayanlar giyiyorlardı. Müslüman hanımlar bile incecik çorapları giyiyorlardı.

Bugün ciddi bir tartışma yaşanıyor. Hükümetin hazırladığı tasarıyı biliyorsunuz.
Sizce bu yeterli mi?

Bunu bir kere her şeyden önce kızlarımız için bir zul addediyorum. Tek tip kıyafete
mecbur ediliyoruz. Demokrasi varsa ve eğer laiklik dinsizlik değilse bu yapılan kızları
aşağılamaktır. Bir de sadece üniversitede serbest olsun diyorlar.
Üniversiteyi bitirince ne olacak. Biz bunu hak etmiyoruz. Mademki başını
örtecek şöyle veya böyle ört demek nasıl anlayıştır. Yüzü tanınacak bir
şekilde girebilir demek yeterlidir. 

Hakkınızda çok sayıda dava açıldığını biliyoruz. Bir de mahkım olup
hapis yattığınız dava var. Nedir o?

Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a hakaret gerekçesiyle 9 ay hapis yattım.
Papa 6. Paul’ün Türkiye’yi ziyaretiyle ilgili “Ağlayın ey kardeşlerim ağlayın”
başlıklı yazımdan dolayı.

Önce Demirel’e gidiyorlar, “Şule Yüksel size böyle böyle bir yazı yazmış
efendim davacı mısınız? Diyorlar. “Hayır, doğru yazmış kız okudum” diyor.

Cevdet Sunay’a soruyorlar. Cevdet Sunay “davacıyım mahkum edin” diyor.  
Ve Şule Yüksel mahkum oluyor.13 ay on gün.

MÜSLÜMANLAR REHAVETE KAPILMAMALI

Aradan geçen 40 yılda değişen ne var Türkiye’de?

Umumi olarak değerlerinden çok şeyler kaybetmiş bir toplum içindeyiz.
Bunun yanı sıra şuurlu bilinçli İslami kesim en üst makamlara kadar çıktı.
Yani İslam’ın yükselişi diyebileceğimiz bir döneme geldik. Benim hayal
bile edemeyeceğim bir döneme geldik. Tabi ki imanla küfrün çarpışması
kıyamete kadar devam edecek.

Pişman olduğunuz bir şey var mı?

Evet. Şulebaş mesela.

Ne yapmalıydınız? 

O günkü durumumdan dolayı öyle bir pişmanlık duymuyorum.
Sadece bu günlere gelip de, o kıyafetin  bu derece dejenere edilmesi
bu derece basite indirgenmesi beni üzüyor.

Milli Görüş’le aranız nasıldı?

İlk zamanlar kalben desteklediğim halde parti için bir çalışmada bulunmadım.
Milli Görüş’te hanımların yeri ismiyle bir konferans verdim

Milli Selamet (MSP)’ten istifa eden 13 Nurcu kardeşe, verdim veriştirdim.
Sudan sebeplerden istifa etmişler.   Mesela Erbakan’ın hanımı rahmetli
Hatice hanımı ilk defa kürsüye çıkaran ben oldum.

DARBENİN BİR BÖLÜMÜ BİZİM EVİN ÜSTÜNDE PLANLANDI

Peki yeni bir proje ya da kitap var mı düşündüğünüz?

kadar çok projelerim var ki. Aşkımdan, şevkimden zerre kadar bir şey
kaybetmedim. Neler yapmak istiyorum neler.  Bir dizi var şimdi “Hatırla
Sevgili” orada Menderes’le ilgili güzel bir mevzuyu ele almışlar ama biz
Menderes’in canlı şahitleriyiz hatta içinde olduk bazı sırlara da vakıf olduk.

Nasıl sırlar mesela?

Menderes’in sesinden radyoda, “en ufak şüphelendiğiniz bir durum
varsa ordu evinde Fahri Özdilek’e bildiriniz” diyorlardı. Meğer kedinin
boynuna ciğer asıyormuşuz. İhtilal hazırlığının bir bölümü bizim
oturduğumuz apartmanın  üstünde oluşturuldu. Evimizin çatı katında
gençler oturuyordu, bir şey için çıkmıştım yukarıya, orada bir kağıt
gördüm, yazılı adamın ismini söylüyor. Adamın ismi  diyelim ki
Kenan. “Kenan  biz teksirleri yaptık arkadaşlara dağıtmak üzere”…
“İşte şu kadarını aldık geri kalanını da sen git matbaadan al” nerelere
dağıtılacaksa oraları da söylüyor, hangi paşayla irtibat kurulacaksa
onları da yazıyor. Biz hemen annemle yine haber verelim dedik.
Telefon ettik, dediler ki “hemen buraya gelebilir misiniz?”
“Belgeyi de unutmayın” dediler. Ordu evinde bizi Mehmet Özgüneş karşıladı.
Senatör oldu ihtilalden sonra. Hiç unutmuyorum, şahane bir
ordu evinde mesela yaldızlı masalar falan sandalyeler, tabaklar.
Elleri titriyor, “nerede belge ve sakın ondan kimseye bahsetmeyin” dedi.
Biz dedik ki, “olur mu  efendim sizden kimseye bahseder miyiz?” dedik.
Tabi ihtilali duyunca anlatamam, tabi bizim sarsıntımızı.
En büyük şoku ihtilalcilerin isimleri okunurken yaşadık.
Fahri Özdilek ve Mehmet Özgüneş liste başıydı.

Bir şey daha vardı,  bakın bunu ilk defa size anlatıyorum; Dayım
Ankara’da askeri hakimdi. İhtilalden sonra Yassıada Mahkemeleri başlayınca,
dayım Ankara’dan  geldi. Oturduk falan. Annem “hayırdır” Ragıp dedi.
Dayım, “Vazifeli geldim, görevim örtülü ödenek durumunu araştırmak” dedi. 
Dönüş günü ayrılırken, annem dedi ki, “Ragıp, samimi söyle, Allah için konuş.
Ne buldun, bir şey buldun mu Menderes’le ilgili?”  dedi. Dayım dedi ki,
“Abla bak benim hayatım, fikriyatım, inancımı, karakter yapımı biliyorsun.
Menderes’i de sevmem. Ama bak bu boş defteri böyle getirdim aynen
böyle boş olarak teslim edeceğim” dedi. “Bu adamın ipini ben
çekmek isterim, her zaman böyle dediğim halde, bu adamın hiçbir
şeyini bulamadım. Bu dosya ter temiz. Ama dikkat edin, ben bunu
böyle teslim ediyorum, ama bunun içine ne doldurulur, yarın önümüze
ne çıkar bilmiyorum. Siz şurasını bilin ki  hiçbir pürüz yok.” Dedi.
Ardından mahkemede Salim Başol duruşmada, örtülü ödenek
duruşmasında, yok  ayakkabı tamiri, yok cımbız diyerek akla
gelmeyecek şeyler saydı.  Bunları tekrar tekrar söyleyerek salondakiler
kahkaha atıyordu. Gemilerle götürdükleri vatandaşların huzurunda
yaptılar mahkemeyi. Radyodan da naklen veriyorlardı.



vakit













Yorum ekleYorum ekle


Yorumlar (35)
  • hakan / 16 Eylül 2013 14:34

    dar zihinler

    şule hanım sizin düşüncenizde insanlar lazım bu topluma.diğerlerini görmemiz için çakılı bir çivileri dahi yok.bu milleti ikiye bölen bölücü zihniyetlerden darbe planları yapanlardan nihayet hesap soruluo ve sorulacak.
  • sessiz / 26 Mayıs 2013 09:06

    selmlar...

    şule ablacığım ılk kitabınızı bnde huzur sokagıyla actım okudum okudugumda zannedıyorum ortason sınıftaydım..okadar guzel anlatmıstınızkı ıkı gunde kıtap bıttı ve bn sureklı yazarı sule olan kıtaplar okumaya basladın...ancak bn kapanmadım suandada kapalı degılım..buyudum unı okuyorum..bu demek degılkı kapanmaya karsıyım aksıne sevıyorum ve dımızın gerekcesı oldugunuda bılıyorm..ezan sesını duyup oturma adabımızı duzelterek kendımızı kandırıyoruzda nasıl muslumanluk yasıyoruzkı ezan bıtene kadar oturup namaz kılmaya kalkmıyoruz...bazen bn bıle sasırıyorummm. bn acık olmama ragmen sızın bu cabanızı desteklıyorum..ve unı okuyan arkadaslarımada artık sızın mını eteklernıze karısmayan dınını ıstedıgı sekılde yasayan ozgur laık tc olan vatandasları rahat bırakmanızı dılıyorum..allah ılk once ınsanı ozunden vazgecırmesın...saygılarımla
  • Ayse Fatma / 7 Kasım 2012 13:55

    Huzur sokagi

    Huzur sokagi isimli kitabinizi okudum. Kadinlardan bahsederken kullanidiginiz usluptan hic hoslanmadim. Keske enerjinizi daha guzel seyler harcasaydiniz. yazik olmus.
  • Yılmaz Uyar / 25 Şubat 2012 02:10

    Ben de utanıyorum!

    Günümüzde yarım yamalak tesettürü uyguladığını sanan cahillerden utanıyorum.
  • veysel_coşkun / 20 Kasım 2011 03:09

    HUZUR SOKAĞI

    Feyza ve Bilal ne güzel anlatmışsınız. Kendi alanında tek kitap bence. anlatımı çok sade bizlere böyle güzel bir kitabı hediye ettiğiniz için allah siz ve sizler gibi insanlardan razı olsun.. yeni kitaplarınızı bekliyoruz. ZALİMLER İSTEMESEDE ALLAH NURUNU TAMAMLAYACAKTIR...
    saygılar.
  • yusuf yaşar / 21 Ekim 2011 13:02

    davamız

    huzur sokağı ile tanıdım şule ablamızı . bu kadar güzel bir romanı yazan kişinin hayatını merak ettim ve bir çığır öyküsü kitabını aldım ağlayarak okudum. ben bir din kültürü öğretmeniyim ama şule ablamın tırnağı olamam ALLAH hepimizi dinini büyük bir aşkla yaşayıp yaşatma adına hizmet eden kullarından eylesin
  • Özdemir Pul / 1 Ağustos 2011 12:12

    Düsmanlik.

    Kadinin kadina yaptigi en büyük kötülük,hatta ömür boyu mahkümmiyet.Hattä düsmanlik desek daha yerinde olur...
  • muhammed avcı / 31 Temmuz 2011 21:56

    huzur sokağı

    selam şule ablacım...bunca zaman cok kitap okudum ama biri huzur sokağı kadar tesir etmemişti..senin sade anlatma tarzın vok farklı cok etkilendimm...inanırmısınız 548 sayfalık huzur sokağını iki ggünde bitirdimm.basarılarınız devamını diler saygıyle selamlar yeni kitaplarınızı dört gözle bekliyorum
  • özdemir pul / 31 Temmuz 2011 19:30

    Kadinin kadina ihäneti.

    Yazik ettin türk kadinina.yaptigin her seyi kendi menfätin icin yaptin"allah ,ta seni bildigi gibi yapsin...
  • ilknur / 22 Haziran 2011 00:10

    huzur sokağı

    huzur sokağı ile bana kitap okuma sevgisini kazandırdınız.aşk ancak bu kadar güzel,masum anlatılabilir.sizi çok seviyorum,mükemmel bir insansınız hayırlı günler....
  • suna şaylan / 31 Mart 2011 23:40

    kitabınız

    yıllar önce iskele-sancak proğramında sizi dinledim.bir hemşire kızımızın hayatı dediğiniz kitabınız vardı sanırım çıkmadı.1992 yılında sizle tanışmak için istanbulun altını üstüne getirdim ulaşamadım.çok tanışmak istiyorum bende yazıyorum ablacım öptüm ellerinden
  • SEVİM GÖKTEKİN / 22 Şubat 2011 10:33

    slm

    slm şule ablacığım kitaplarınızı büyük bir zevkle okuyorum. Özellikle HUZUR SOKAĞI adlı romanınızı çok beğendim.Yeni kitaplarınızı büyük bir heyecanla bekliyorum.
  • zehra dursun / 22 Şubat 2011 10:25

    mrb

    sevgili şule ablacığım HUZUR SOKAĞI kitabınızı çok beğendim ve ilgi ile okudum sizi çok tebrik ediyor ve bu nesile yeni yeni dersler vereceğiniz kitaplar yazmanız dileğiyle HOŞÇA KALIN...
  • elif imal / 8 Ocak 2011 15:16

    mrb

    Sevgili Şule Hanım:Sizinle görüşmeyi çok istiyorum.Yaşım küçük ama kitaplarınızı çok beğendim.Çok etkilendim.Özelliklede 'GENÇLİĞİN IZDIRABI' isimli kitabınız çok güzel.Diğer kitaplarınızı da okumaya çalışacağım.HOŞÇAKALIN...
  • gülşen YAVUZ / 17 Aralık 2010 10:04

    FEYZA & BİLAL

    Bir gün huzur sokağında karşılaşırız :((....
  • arzu turan / 12 Aralık 2010 22:02

    eseriniz çok etkileyici

    merhaba huzur sokağını bende okudum ve o kadar etkilendimki ve sitenize girip sizin o nurlu yüzünüzü görünce okuduğum kitabın fevkini daha iyi anladım
  • ayten köse / 2 Aralık 2010 18:04

    Allah size razı olsun

    12 yaşında ilk okuduğum roman dı huzur sokağı yıl 1992 yaşım 31 hala ara sıra tekrar okurum bıkmadan bu kadar mı güzel anlatılır bir sevgi.....
  • CİHAN / 28 Kasım 2010 15:14

    1966 İSTİKLAL

    GAZETESİNDE ERKEKLER KADINLARINI DÖVSÜNLER DİYEREK BİR YAZI YAZMIŞSINIZ. İSLAM DA ZORLAMA YOK AMA GÖRÜYORUM Kİ İNSANLARIN ÖRTÜNMESİ İÇİN ELİNİZDEN GELENİ YAPMIŞ KONFERANSLARDA 6 YAŞINDA Kİ ALMAN ÇOCUĞU SAHNEYE SALIPP SİZ CEHENEMLİKSİNİZ DERHAL ÖRTÜNÜN DEDİRTMİŞSİNİZ BAŞKA YER YOKMUYDUDA SAMSUN DAN BAŞLADINIZ? TÜRKİYEDE TÜRBAN YOKTU İNSANLAR MUTLUYDU MISIR DAN GELEN ARAP KÜLTÜRÜNÜ İNSANLARA DAYATARAK NİFAK TOHUMLARI EKTİNİZ.AYRICA KONFERANSNIZ ÇOK YOĞUN OLMASI BELEDİYE HAPARLÖRLERİNDEN ANONSLARIN YAPILMASI VE İNSANLARIN DA DEVLET ÇAĞIRIYOR ZANNEDEREK SALONLARA DOLMASI TÜM HAYATINIZ BOYUNCA OYNADIĞINIZI DÜŞÜNÜYORUM
  • Melek Aktürk (www.melekakturk.de) / 9 Ekim 2010 00:58

    Örtünün, asaletin ve hanımlığın kesiştiği bir Hanımefendi...

    Size Hanımlık ne güzel yakışıyor. Selam ve dua ile...
  • şule yüksel / 25 Haziran 2010 00:13

    adaşınız

    Selamün Aleyküm Şule abla ben 88 doğumluyum ama baba evlenmeden önce huzur sokağı adlı kitabınızı okumuş ve kızım olursa ismini Şule koyacağım demiş. sonra ilk çocuğu olarak ben olunca da ismimi Şule koymuş. ismimiz gibi kaderimiz de benziyor aslında. ben kitaplarınızı 10,11 yıl önce okudum ama ancak 2yıl önce kapanabildim. o da sizin gibi çevrem de büyük mücadeleler vererek oldu. o dönemler sizinle birebir görüşmeyi çok istedim. hem isminizi taşıyp hem de aynı kaderi paylaşmak bu isteğimi daha da pekiştirdi. şimdi de Şule Yüksel'e ulaşmama yardımcı olunabilirse çok sevinirim. Allah sizlerden Razı olsn.
  • gerçek acıdır / 14 Mayıs 2010 20:58

    asla

    türban,çarşaf asla türk toplumunun gerçegi olamaz,
  • Aygül / 14 Şubat 2010 03:30

    "HUZUR SOKAGI"

    Selamun Aleyküm... Öncelikle Saygilarimi sunar Ellerinizden öperim... Huzur Sokagi adli Kitabinizi okumayi bitireli bi kac gün oldu... Bu Kitabiniz beni bambaska duygular icine sürükledi... Huzur Sokagini hem okuyor hemde hic bitmemesini istiyordum... Kitap bitmesin diye ara bile veriyordum... okadar cok etkilendimki anlatamam... Keske bizde öyle Huzur Sokagindaki güzel insanlar arasinda dogup büyüseydik... Böyle bi Kitabi yazip bizim okumamiza vesile oldugunuz icin Allah razi olsun... Diger Kitaplarinizida alip okucagim insallah... Saygilar Allaha emanet olun...
  • doğan / 26 Ocak 2010 13:35

    hakan mansur

    sayın hakan mansur
    hanımları ikinci plana kim atıyor bi araştır bakalım
    reklamlara iyi bak bir
    yanlışın var Şule hanım hanımların değerini ortaya koymuştur.
  • doğan / 26 Ocak 2010 13:33

    Şimdi ortama bakınca sizin gibileri arıyoruz Şule hanım
    arıyoruz hidayet kitabınız çok mükemmel
  • selin ermiş / 25 Aralık 2009 23:49

    hzr skgı

    evet kitabınızı bende çok beğendim ama keşke böyle bir tarikat ayrımı olmasaydı neyse allaha emanet olun
  • Şule Nur / 17 Kasım 2009 21:37

    ismimle gurur duyuyorum

    sizin gibi bir hanımla tanışmayı çok isterdim babam lisedeyken sizin huzur sokağı kitabınızı okumuş ve çok etkilenmiş bundan dolayı bu ismi bana koymuş bende sizin huzur sokağı ve birkaç kitabınızı okudum çok beğendim ve çok etkilendim sizin kadar olamasamda sizin gibi bir hanım olmak istiyorum saygılarımla,,,
  • hakan mansur / 9 Temmuz 2009 15:10

    tezat

    anlayamıorum sizi bu insan içinde ii bi insan olabilir ama inkar etse de kadınlarımızı ikinci sınıf insan olarak tanımlıor allah askına kıyafetine bi bakın medeni dediğimiz kitaplarına hayran kaldıgımız insanlar bunlar mı olmalı allah din somurusu yapıp kadınları evine tıkayan bu zihniyet bitmeli
  • betül altınbaşak / 2 Temmuz 2009 12:07

    üniversitede ben de şulebaş gibiydim

    ortaokulda örtündüm.fakat tesettürüme pek önem vermezdim. huzur sokağını lise sonlarda okudum.elhamdülillah o kitap sayesinde ben de üniversitede,bizim fakültenin şulebaşıydım.örtülü arkadaşların kantinde,bahçede(örtünmenin yasak olmamasına rağmen)başörtüsüz gezmelerine kahrolurdum.hele de saçlarını boyayayarak ya da salık bırakarak derse girmeleri cok üzerdi beni. hep aklıma huzur sokağını okumadan önceki halim gelirdi.bence her tesetürlü bayanın huzur sokağını ve de "yalnız değilsiniz" filmini izlemesi gerekir.rabbim sizden ebeden razı olsun şule hanım
  • hamayil darğın / 30 Haziran 2009 21:16

    türban ve namaz

    selamunaleyküm beni yüksel şenler ile bi arkadaşım tanıştırdı yani eseriyle.huzur sokağıyla bir başka oldum.başörtünün insanların gözüne neden bu kadar battığını anlamıyorum.bu kadar mı zor müslümanlığı anlamak kendi dinimizi anlayıp öğrenmek?çok yazık....ve namaz,benim namazım huzur sokağıyla daha da güzelleşti ve anlam kazandı.Allah şule hanımdan ve beni onunla tanıştıran arkadaşımdan razı olsun.Allah yar ve yardımcımız olsun.....
  • HİLAL AYDIN / 2 Haziran 2009 15:34

    İYİKİ VARSINIZ

    selamünaleyküm şule abla bende senin sevenlerinden biriyim huzur sokağını bi sene önce okudum ama iki sene önce kapandım bunuda fatma hocama borçluyum allah ondan ve sizin gibilerden razı olsun ve başımızdan eksik etmesin sizi tanımak konuşmak yada sizinle o zamanları yaşamak çok isterdir iyiki varsınız saygılarımla ellerinizden öperim
  • ebru koçak / 14 Şubat 2009 13:12

    sevgi

    sizi çok beğenitorum eserlerinizi büyük bir zevkle okuyorum. çok akışkan oluyor
  • semra kaplan / 1 Şubat 2009 18:46

    hayatımın örneği

    şule yüksel şenler ,ile tanışalı çok çok yazık ki üzülerek söylüyorum 1 ay oldu huzur sokağı müdavinlerindenim bende ağlayarak okudum şule yüksel şenler benim idealim herkes doktor vs olmak ister ben şule yüksel şenler gibi olabilmek isterim bu yaptığınız roportaş için teşekkür ederim tek isteğim bir kere olsa görüşmek 5 dakika bile olsa
  • ABDULALİM ÇELİK / 31 Ocak 2009 11:38

    HUZUR SOKAĞI

    BENİM ACİLEN ŞULE YÜKSEL ŞENLER HANIMA ULAŞMAM LAZIM VE AYRICA PSİKOLOJİMİN BOZULMASI GERÇEK DURUMDAN FAZLA İLERLEMESİ BENİ KORKUTUYOR LÜTFEN 1,2 KELİME İÇİN RİCA EDİYORUM 05374267101 NUMARAMA ULAŞA BİLİRSE LÜTFEN
  • ABDULALİM ÇELİK / 31 Ocak 2009 11:33

    HUZUR SOKAĞI KİTABI

    ÇOK ÇABA SARF EDEREK BURAYA KADAR GELMESİ İSLAMİYETEKİ FAYDALAR DOKUNDUĞUNA İNANİYORUM.. BAŞARINIZIN DEVAMINI DİLERİM... HUZUR KİTABINIZDAKİ OLAYLAR VEYA GERÇEKLİK NİTELİĞİ VAR MI ACABA ?BEN ŞAHSEN ÇOK ETKİLENDİM AMA NE ÇAREKİ NASIL DAVRANACAĞIMI BİLMİYORUM..KAFAYI YİYECEM VALLA BANA AYRINTILI BİLGİ VEREBİLİRMİSİNİZ...HERHANGİ LUTFEN RİCA EDEREK SİZ VEYA BENİM SİZİNLE KONUŞMAM LAZIM LÜTFEN
  • fatma aydınlı / 31 Ocak 2009 10:50

    dönüş

    benim hayatımdaki dönüm noktası olan insan onun yazdıklarının hem dünyamı hem ahiretimi değiştirmemde çok etkisi oldu.İyiki varsın